EN

Haberler

GÜNÜMÜZ HAVA TEHDİDİ VE TEKNOLOJİK GELİŞMELER HAVA TEHDİDİNİN GELİŞİMİ

Yirminci yüzyılın sonlarında çoğu ülkemizin de içinde yer aldığı coğrafyada meydana gelen çatışmalar, hava saldırılarında kullanılmak üzere geliştirilen yeni teknolojilerin büyük ölçekte denenmesini ve hava tehditlerinin gelişmesini sağlamıştır. Konvansiyonel bombardıman uçaklarının harekât sahasında kullanımı giderek azalmış, düşük görünürlüklü hava platformlarından, kara veya deniz unsurlarından, hava savunma sistemlerinin menzilleri dışından yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen hava saldırılarına yerini bırakmıştır. Yakın tarihten günümüze tehditlerin hızlı gelişimi için Birinci Körfez Savaşından itibaren yaşanan gelişmelere kısaca değinmek yerinde olacaktır.

Birinci Körfez Savaşı bugüne kadar gerçekleştirilmiş en kapsamlı hava harekâtı olarak tarihe geçmiştir. Koalisyon güçleri tarafından Irak’a kara harekâtının başlatılabilmesi için 154 hava savunma mevziinde on altı bin hava savunma füzesine ve dört binden fazla sabit ve mobil hava savunma topuna sahip Irak hava sahasının aşılması gerekmekteydi. 17 Ocak 1991 tarihinde gece saat 02.30 sularında Bağdat hava sahasına giren ilk nesil F-117 hayalet uçakları lazer güdümlü bombalarla uluslararası haberleşme merkezini imha ettiğinde, Bağdat hava sahasını korumakla görevli hava savunma topları göremedikleri hedeflere gelişigüzel ateş açmaya başlamışlardı. İlk saldırının bu kuleye yapılmasının stratejik bir önemi vardı. Bu haberleşme merkezi askeri haberleşme altyapısının yüzde ellisini barındırmaktaydı. Bu merkezin imha edilmesi askeri unsurların ve özellikle hava savunma sistemlerinin koordinasyon etkinliğini azaltacaktı. Bu saldırı ile koordineli olarak hava platformlarından ve donanma unsurlarından uzun menzillerden atılan çok sayıdaki seyir füzesi ülkenin önemli enerji üretim ve dağıtım noktalarını, uzun menzilli radar mevzilerini ve geri kalan diğer haberleşme merkezlerini imha ederek ülke hava sahasını korumakla sorumlu olan hava savunma sistemlerinin komuta kontrol ağı ile iletişimini kesmiş ve böylece ortak hava resmine ulaşımı engelleyerek, merkezi koordinasyon ve kontrolün önüne geçilmiştir. Elektronik harp unsurlarının içinde yer aldığı düşman hava savunmasının sındırılması (suppression of enemy air defences - SEAD) ve düşman hava savunmasının imhası (destruction of enemy air defences - DEAD) taarruzları ile merkez ile iletişimi kesilen hava savunma sistemleri birer birer imha edilerek yüksek miktarda bomba taşıyan büyük gövdeli bombardıman uçaklarının hava sahasına girişi sağlanmıştır. Bu savaşta kullanılan yöntemlerden birisi de savaş uçağı olarak algılanan sahte dekoyların kullanımı ile hava savunma sistemleri uyandırılarak hem bu hedeflere mühimmat sarf etmeleri hem de RF neşretmeleri sonucu yerlerini belli ederek hava unsurları tarafından hedef alınmalarının sağlanması olmuştur. Bu harekatla birlikte elde edilen tecrübeler hem hava savunma sistemlerinin hem de hava tehdit unsurlarının daha da gelişmesine vesile olmuştur. Birinci Körfez Savaşında Amerikan ve İsrail hava savunma sistemlerinin SCUD tipi balistik füzeleri önleyememesi üzerine, her iki ülkede de balistik füzelere özelleşmiş savunma sistemlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır.

Gelişen teknoloji ile hava taarruz kabiliyetinin artması, hedeflerin çok düşük maliyet ve personel kaybı ile yok edilebilmesi, buna karşın çok daha yüksek maliyetli hava savunma sistemlerinin etkisiz kalması Soğuk Savaşın da sonunu belirleyen etkenlerden birisi oldu.

Kosova Savaşı sadece hava unsurlarının kullanıldığı, seyir füzesi ve elektronik harp tekniklerinin hava savunma sistemlerine, önemli hedeflere karşı kullanıldığı kısa süreli bir çatışmaydı. Körfez Savaşında hava savunma sistemlerine yakalanmadan stratejik tesisleri bombalayan F-117 ile hava savunma sistemlerinde ikinci raundun galibi ise hava savunma sistemleri oldu. Yugoslavya hava sahasında yapılan akınlarda hava savunma sistemlerinin ustaca kullanımı sayesinde bir F-117 uçağı S-125 hava savunma sistemi tarafından düşürülmüş ve vurulan diğer iki hayalet uçak ise kullanılamayacak derecede zarar görerek üslerine geri dönmüştür. KKS/AÖB güdümlü mühimmat (JDAM) da ilk defa Kosova Savaşında kullanıldı. Yer hedefleri uzak mesafe ve yüksek irtifadan bırakılan az sayıda hassas güdümlü bomba ile yok edilebiliyordu. 

Şekil 1 – Lazer güdümlü mühimmat bırakan hayalet uçak F-117

 Şekil 2 – Belgrad Havacılık Müzesinde sergilenen F-117 kalıntıları (üstte) ve F-117 uçağını düşüren S-125 Füzeleri (altta)    


1990’lı yılların sonunda Yugoslavya İç Savaşı ilk defa insansız hava araçlarının (İHA) keşif görevleri için savaş sahasında kullanımına sahne oldu.

Devam eden süreçte yaşanan gelişmelere bakacak olursak, büyük çaplı hava saldırılarına sahne olan İkinci Körfez Savaşında güdümlü mühimmatın kullanımı yaygınlaştı. 2011’de Libya’ya NATO tarafından yapılan hava saldırılarında da tıpkı Kosova Savaşında olduğu gibi sadece hava unsurları, seyir füzeleri ve elektronik harp teknikleri kullanıldı. İHA’lar silahlandırılarak Afganistan’da nokta hedeflere karşı kullanılmaya başladı. Yemen’deki iç savaşta SİHA’lar ve drone’lar savaşan tüm taraflar tarafından kullanıldı. Suudi Arabistan’daki endüstriyel ve askeri hedeflere yapılan füze ve drone saldırıları hava savunma sistemlerindeki zaaflara dikkat çekti. Devam eden Suriye Savaşı da etkin bir hava savunma sistemine karşı büyük ölçekli seyir füzesi saldırılarına, gezen mühimmatların etkin kullanılmasına, uzun menzillerde hava platformlarından bırakılan kanatlı mühimmatın ve süpersonik füzelerin kullanılmasına sahne oldu. Libya ve Suriye’de, son olarak da Karabağ’da elektronik harp unsurlarının da desteği ile çok sayıda düşük radar kesit alanlı SİHA’nın yer hedeflerine karşı koordineli taarruz kabiliyetleri gösterildi. Karabağ’da gezen mühimmat ve İHA’ların birlikte kullanılması ile birçok hava savunma sistemi imha edildi. Karabağ Savaşı ile dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açılmış, SİHA’lar hava savunma sistemlerine karşı önemli bir başarı elde etmiştir.


Şekil 3 – Bayraktar TB-2 Silahlı İHA ve Panstir Hava Savunma Sistemleri

DÜŞÜK İZLENEBİLİRLİKLİ HAVA PLATFORMLARI

Soğuk Savaş sırasında geliştirilen keşif, savaş ve bombardıman uçakları hedeflerine çok alçaktan yaklaşmak veya hava savunma füzelerinin erişemediği çok yüksek irtifalarda uçmak zorundaydı. Uçak mühendisliği ve ileri malzemeler alanındaki gelişmeler radyo dalgalarını yansıtmayan çok farklı geometrilerde ve elektromanyetik dalgaları soğuran kaplamaları olan, tespit ve takibi zor yeni bir nesil uçak tasarımını mümkün kılmıştır. Günümüzde düşük izlenebilirlikli hava platformları düşük radar kesit alanları (RKA) sayesinde hava savunma radarlarına yakalanmadan düşman hava sahasına girerek yüksek irtifadan bıraktıkları güdümlü mühimmat ile stratejik hedefleri vurabilmektedir. Yeni nesil düşük izlenebilirlikli uçakların tasarımında RKA ile birlikte kızılötesi ve ses izlerinin de en aza indirilmesine önem verilmektedir.

Düşük izlenebilirlikli uçakların hava savunma sistemlerinde açacakları gediklerden hava sahasına girecek diğer uçaklarda da daha fazla hassas güdümlü mühimmat taşımalarını sağlayacak değişiklikler yapılmaktadır.

Şekil 4 – Altıncı nesil düşük izlenebilirlikli hava platformu konsept tasarımı

F-117 ile başlayan düşük izlenebilirliğe sahip platformların geliştirilmesi süreci B-2 ve B-21 bombardıman uçakları, F-22, F-35, Çin üretimi J-20 ve Rus yapımı SU-57 uçakları ile devam etmiştir. Günümüz savaş sahasında geliştirilen yeni nesil savaş uçakları için düşük görünürlük artık tasarımın olmazsa olmaz gereksinimlerinden biri haline gelmiştir. Düşük görünürlüğün sağlanması için gerekli olan geometri ile uçağın uçması için gerekli olan aerodinamik form bazı durumlarda birbiri ile çelişmektedir. Bu durum yeni nesil savaş uçaklarının eski nesil savaş uçaklarından daha az manevra kabiliyetine sahip olmasına da neden olabilmektedir. Yeni nesil düşük izlenebilirlikli platformların havahava karşılaşmalarında en önemli avantajı, eski nesil uçakların daha kendilerini tespit veya takip edemeden sahip oldukları gelişmiş aktif faz dizili radarları ile hedefleri tespit ve takip altına alarak uzun menzillerden görüş ötesi füzeleri ile etkisiz hale getirmesidir. Bu uçakların önemli bir dezavantajı ise gövdelerinin dışında taşıdıkları mühimmatların RKA’larını artırması sebebiyle, mühimmatları gövde içinde taşımak zorunda olmalarıdır. Bu durum bu platformlardan atılabilir mühimmat sayısını sınırlandırmaktadır. Uçak boyutları ile karşılaştırılabilir dalga boyutlarında yayın yapan düşük frekanslı radarlar tarafından bu platformlar tespit ve takip edilebilmektedir. Bu radarlar önleme hassasiyetinde veri üretemese de hava savunma sistemleri açısından erken ikaz sensörü olarak kullanılabilmektedir. Ayrıca düşük izlenebilirlikli platformların Quantum radarlar tarafından tespit ve takip edilebildiğine yönelik yakın zamanda teknolojik gösterimler yapıldığı da iddia edilmektedir. Günümüzde geliştirilmekte olan altıncı nesil savaş uçaklarının tasarımlarında düşük izlenebilirliğin yanında, düşük tespit edilebilirlik, yapay zekâya dayalı karar verme mekanizmaları, yapay zekâya dayalı sürü İHA’lar ile koordineli saldırı teknikleri, lazer silahlarının entegrasyonu gibi konulara ağırlık verilmektedir.

SEYİR FÜZELERI VE GÜDÜMLÜ MÜHİMMATLAR

Seyir füzeleri deniz, denizaltı ve hava platformlarından, kara fırlatıcılarından atılarak turbojet/turbofan motorlarının sağladığı itkiyle orta ve uzak menzillerdeki (250+ km, 1000+ km) hedeflerine ulaşabilmektedir. Sensör ve seyrüsefer sistemlerindeki gelişmeler seyir füzelerinin deniz üzerinde veya karada vadilerden ve yükseltileri izleyerek alçak irtifada uçabilmesini, hedefini belli etmeyecek karmaşık gezinge izlenmesini, hedeflerin bulunmasını, seçilmesini, hareketli ise takip edilmesini ve hassasiyetle vurularak yok edilmesini sağlamaktadır. Güvenli veri bağları sayesinde uçuş sırasında hedef ve gezinge değiştirilebilmesi, vurmadan önce hedef resimlerinin komuta kontrol sistemlerine aktarılması mümkün oluyor. Uzun menzilli hava savunma sistemlerini hedef alacak yeni nesil seyir füzeleri düşük izlenebilirlik özelliklerine sahip, daha uzun menzilli ve gelişmiş sensör sitemleri ile otonom hareket edebilecek yetenekte tasarlanmaktadır. Orta ve kısa menzilli hava savunma sistemlerine, askeri ve endüstriyel hedeflere karşı çok sayıda atılabilecek, seyir füzelerinden daha ucuz maliyetli ve daha küçük itkisiz kanatlı mühimmatlar geliştirilmektedir.

Suriye’de sık kullanıldığı bilinen Boeing Small Diameter Bomb (SDB-I) ve sonradan Raytheon tarafından geliştirilen gelişmiş 3-kipli arayıcı başlığı olan Storm Breaker SDB-II daha küçük boyutlarıyla savaş ve bombardıman uçaklarında çok sayıda taşınabilmektedir. MBDA de aynı ağırlık sınıfında (250 lb) Eurofighter ve F-35 uçakları için daha uzun menzilli turbojet motorlu SPEAR-III füzesini geliştirmektedir. Rafael’in de aynı ağırlık sınıfında uçaktan bırakılan SPICE-250, turbojet itkili ve daha uzun menzilli SPICE-250 ER, kara ve gemi platformlarından booster katı yakıt kademesi ile atılabilen turbojet itkili Sea Breaker füzeleri mevcuttur. Boeing ve SAAB birlikte 140+ km menzilli GL-SDB (Ground Launched SDB) adı verilen kara platformlarından booster katı yakıt kademesi ile atılabilen itkisiz kanatlı bir bomba geliştirmiştir. ASELSAN’ın 2020 yılında envantere giren ANS/KKS güdümlü Minyatür Bomba ürünü de 100+ km menzile sahip ve F-16 üzerinde çoklu salan ile sekiz adet taşınabiliyor.

Hava platformlarında çok sayıda taşınabilen itkili/ itkisiz düşük maliyetli ve artırılmış menzili olan hassas güdümlü mühimmatın yaygınlaşması, hava savunma sistemlerini sensör sistemlerine görünmeden her yönden yaklaşarak aynı anda ortaya çıkan bir sürü hedefin oluşturacağı savuşturulması zor bir hava tehdidi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Süpersonik hızlara ulaşabilen taktik balistik füzelerin hava platformlarından atılabilir olması da yeni hava tehditleri arasında sayılabilir. F-16 uçaklarının da taşıyabildiği 100+ km menzilli Süpersonik IAI Rampage füzesi ilk defa 2019 yılında Suriye'de kullanılmıştır.

Şekil 5 – ASELSAN Minyatür Bomba ve Çoklu Taşıma Salanı, HGK ve LGK Ürünleri

HİPERSONİK TEHDİTLER

Hipersonik, ses hızının beş katı üzerindeki hızları ifade eden bir terimdir. Hipersonik hızlara ulaşabilen bir araç, şok katmanları, aerodinamik ısınma, entropi katmanı, gerçek gaz etkileri ve düşük yoğunluklu etkiler gibi benzersiz fiziksel olaylara maruz kalır. Bu fenomenler, hipersonik araçların tasarım sürecini daha düşük hızlardaki hava araçlarına nazaran daha karmaşık hale getirmektedir. Hipersonik araçların tasarımında pek çok zorluk bulunmaktadır. Günümüzde malzeme teknolojisinde yapılan araştırma ve geliştirme ile yüksek sıcaklıklara dayanabilen yeni malzemelerin geliştirilmesi, bilgisayarların hesaplama gücünün hızla artması sayesinde karmaşık diferansiyel denklem çözümlerinin gelişmiş çözüm teknikleri ile ele alınabilmesi, hipersonik hızlarda uçan araçların öncelikli olarak askeri alanda ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Teknolojinin yaygınlaşması ile yakın gelecekteki çatışmalarda hava akınlarında kullanımı da mümkün görülmektedir.

Hipersonik sistemlerin sahip oldukları muazzam hız, askeri bir perspektiften bakıldığında oyun değiştirici olarak değerlendirilebilir. Örneğin hipersonik tehditler Mach 5 hızında yaklaşık 10 dakikada 1.000 km’yi kat edebilmekte; oysa bugün bazı operasyonel füzeler, Mach 3’te 9 dakikada 500 km (Fransız ASMP-A) ve Mach 0.75’te 1.000 km’yi 67 dakikada (ABD Tomahawk) kat edebilmektedir. Bu fark, hipersonik tehditlerle gerçekleştirilen saldırılarda savunma sistemlerinin çok kısa bir uyarı süresine sahip olacağını göstermektedir. Hipersonik tehditlerin aynı zamanda da manevra kabiliyeti olduğu düşünüldüğünde, son hedeflerini önceden tahmin etmek mümkün değildir. Son iki faktör, bu tehditleri önleyebilecek sistemler için karar alma süreçlerini ve eylem zaman dilimlerini önemli ölçüde kısaltmaktadır.

Hipersonik tehditler hipersonik manevra yapabilen süzülen araçlar (hypersonic maneuverable glide vehicles) ve hipersonik seyir füzeleri olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır.

HİPERSONİK MANEVRALI SÜZÜLEN TEHDİTLER

Bu araçlar genellikle 100+ km irtifaya ulaşmak için bir roketle güçlendirilir ve son dalıştan önce 8 ile 10 Mach civarında üst atmosferde manevralarla itkisiz, nispeten düz bir süzülme aşaması gerçekleştirir. Adeta bir planör gibi süzülen bu tehditleri önlemek, balistik yörüngeli yeniden giriş araçlarına göre çok daha zordur.

Hipersonik manevralı süzülen tehditler, konvansiyonel savaş başlıklarını da bünyelerinde taşıdıkları için balistik füzelerin savaş başlıklarından daha büyük ve kütleli olmaları muhtemeldir. Hipersonik bir planör için yüksek dinamik basınç ve ısınma, yapısal bütünlük için en büyük teknik zorluklar olmaktadır. Ayrıca bu araçların navigasyon ve yönlendirme hassasiyeti, olası CEP değerini etkilemektedir. Diğer bir zorluk ise, hedefte kesin bir vuruş elde etmek için planörün terminal aşamasında muhtemelen yaklaşık Mach 3’e yavaşlaması gerekliliğidir. Bununla birlikte, başarılı olarak gerçekleştirilen testlerin sayısı göz önüne alındığında, bu tarz silahların ilk operasyonel hipersonik tehditler olması muhtemeldir. Hipersonik manevralı süzülen tehditler kapsamında, Çin Halk Cumhuriyeti uzun süredir yaptığı çalışmalar sonucunda operasyonel hale getirdiğini belirttiği DF17 füzesi geliştirilmiştir. Orta menzilli balistik bir füze olan DF-17’nin önünde DF-ZF olarak isimlendirilen nükleer savaş başlığı taşıyan hipersonik manevralı süzülen bir araç bulunmaktadır.


Şekil 6 – Uzayda kapsülünden ayrılmaya hazırlanan hipersonik manevralı süzülen tehdit

HİPERSONİK SEYİR FÜZELERİ

Hipersonik seyir füzeleri, süzülen hipersonik tehditlerden farklı olarak kendi itkisini üretmektedir. Burada kullanılan önemli bir teknoloji ise scramjet motorlardır. Bu motorların turbo jet ve turbo fan motorlardan farkı, ulaştığı yüksek hız ve özel hava alığı tasarımı sayesinde havayı ve yakıtı sıkıştırmak için türbin kullanımına ihtiyaç duymamasıdır. Ancak scramjet motorların çalışabilecekleri Mach 3 hızına ulaşabilmek için roket motoru ile hızlandırılması gereklidir. Hipersonik seyir füzeleri 20-30 ile 40 km irtifalarda Mach 4-6+ hızları ile seyir edebilmektedir. Scramjet motor teknolojisine ek olarak burada da yüksek ısıya dayanıklı özel malzeme teknolojilerinin geliştirilmesi bir zarurettir.

Hipersonik seyir füzelerinin B-52 gibi bombardıman platformlarından fırlatılma olasılığının yüksek olduğu düşünüldüğünde, fırlatma anında kolayca tespit edilmelerinin zor olacağı ve yüksek hızları nedeniyle savunma sistemleri tarafından zamanında reaksiyon gösterilmesi mümkün görülmemektedir.

Scramjet motorlu hipersonik seyir füzeleri, hipersonik manevralı süzülen tehditlerden daha düşük hızlarda seyrettiğinden, maruz kaldığı en yüksek sıcaklıklar çok daha düşük olacaktır. Buna karşılık, hipersonik seyir füzelerine etki eden aerodinamik kuvvetler, daha düşük irtifadaki daha yoğun hava nedeniyle süzülen tehditlerden daha yüksek olacaktır. Hipersonik seyir füzelerinin envantere alındığı belirtilse de devam eden test süreçleri dikkate alındığında çözülmemiş önemli sorunları olduğu değerlendirilmektedir. Bu sorunların bazıları yapısal dayanıklılık, itki verimliliği ve hassas vuruş için navigasyon doğruluğunu içerir.

Şekil 7 – Roketinden ayrılmaya hazırlanan hipersonik seyir füzesi

BALİSTİK FÜZE TEHDİTLERİ

Günümüzde balistik füze tehditleri kısa, orta, uzun menzilli ve kıtalar arası balistik füze olmak üzere menzillerine göre farklı sınıflara ayrılmaktadır. Bir diğer önemli sınıf ise genellikle uzun veya kıtalar arası menzile sahip denizaltından atılan balistik füzelerdir. Balistik füzeler roket yakıtı ile hızlanma fazını içeren tırmanma fazı sonrası, ara safha faza geçerek hedefe doğru balistik olarak düşüşe geçen güdümlü füzelerdir. Balistik füzeler özellikle yüksek hızları ve yüksek dalış açıları nedeniyle konvansiyonel hava savunma sistemleri tarafından önlenmesi çok zor hedeflerdir. Bu kapsamda bu tehditlere karşı özel balistik füze savunma sistemleri geliştirilmiştir. Günümüzde stratejik kara ve deniz hedeflerine karşı kullanılan balistik füzelere ara ve terminal safhalarda manevra yapma kabiliyetini kazandıracak geliştirmeler yapılmıştır. Taktik balistik füze sınıfında yer alan İskender balistik füzesi ve bu füzenin hava platformlarına uyarlanmış ve menzili artırılmış Kinzal füzeleri terminal aşamada manevra yapabilme yeteneğine sahiptir. Bu platformlar belirli bir bölgede saha üstünlüğü sağlamak amacıyla uzun menzilli hava savunma sistemleri ile birlikte sahaya konuşlandırılmaktadır.

Şekil 8 – İskender Taktik Balistik Füzesi

İHA, DRONE VE SİHA’LAR

1982 Lübnan Savaşında insansız hava araçlarının (İHA) keşif, elektronik destek ve elektronik taarruz görevlerinde insan hayatı riski olmadan düşman hava sahasında çok uzun süre kalarak hava savunma sistemlerine karşı çok etkili kullanılabilecekleri kanıtlandı. ABD Hava Kuvvetleri envanterine RQ-1 olarak 1996’da giren keşif görevindeki orta irtifa/uzun havada kalış (MALE) kategorisindeki İHA Hellfire füzeleri ile silahlandırıldıktan sonra 2002 yılında MQ-1 Predator olarak isimlendirildi. Uçuş süresi daha uzun, uçuş irtifası, taşıdığı faydalı yük daha fazla olan MQ-9 Reaper 2007 yılında envantere girdi. Çin’den ihraç edilen CH-4 ve Wing Loong SİHA’lar pek çok çatışmada kullanılıyor. Ülkemizde geliştirilen TB-2, ANKA İHA ve SİHA’lar pek çok ülkeye ihraç edildi. Rusya Federasyonunda geliştirilen ORION SİHA 2020’de Suriye Savaşında kullanıldı ve envantere girdi, yük kapasitesi ve seyir irtifası daha yüksek ALTIUS İHA/SİHA’nın da yakında kullanılmaya başlaması bekleniyor. Savaş uçaklarına kıyasla İHA/ SİHA’lar tedarik ve işletme maliyetlerinin daha az olması, daha az yakıt maliyeti ile havada çok daha uzun süre kalabilmeleri, yetişmiş personelin yer istasyonlarında daha verimli kullanılabilmesi, görev sırasında personel kaybı riski olmaması gibi tercih edilmelerini sağlayacak önemli avantajlar sunuyor.

Yeni İHA ve SİHA tasarımları havada kalış sürelerini, seyir irtifalarını ve taşıma kapasitelerini artırırken, faydalı yükler-sensörler ve silahlardaki gelişmeler de dikkat çekiyor. Daha büyük hava platformlarında görmeye alıştığımız SAR/Radar ve elektrooptik sensörler insansız platformlara taşınarak keşif ve hedefleme kabiliyetlerini artırıyor. Gövde içinde yer alması önceden düşünülmemiş elektronik harp, kendini koruma (RWR/MWR, Chaff ve Flare Dispenser), haberleşme ve hatta ileri bilgi işleme/ yapay zekâ kabiliyetleri SİHA’nın silah istasyonlarına takılabilen podlar ile eklenebiliyor. İlk nesil SİHA’lar için geliştirilen mühimmattan daha fazla sayıda taşınabilse de yeni SİHA’larda daha uzun menzilli yeni mühimmatın, hatta savaş uçakları için geliştirilen füze ve bombaların menzilden fedakarlık edilerek kullanılması tercih ediliyor.

4+ ve 5. nesil savaş uçaklarına yardımcı olarak düşünülen turbofan motorlu düşük izlenebilirlik özelliğe sahip SİHA’ları da hava savunma sistemlerine karşı elektronik harp (karıştırma/ sahte hedef) ve hava-yer mühimmatı ile yakın hava destek görevleri de yapabilmeleri sebebiyle yakın gelecekteki hava tehditleri arasında saymak gerekir. GJ-11 Sharp Sword iki yıl önce Çin Silahlı Kuvvetleri envanterine girdi, Su-70 Okhotnik ve Kratos XQ-58 Valkyrie muharip SİHA’ların uçuş testleri devam ediyor. BAYKAR firmasının geliştirdiği MİUS’un da 2023 yılında envantere girmesi beklenmektedir.

Gelişen hava savunma sistemleri ve hava savunma füzelerine karşı geliştirilen kamikaze gezen mühimmatlar hedef bölge üzerinde uzun süre dolaşarak hava savunma sistemlerini, yer hedeflerini ve radar yayınlarını tespit edebilmekte ve alçak irtifadan yüksek hızda yaklaşarak imha edebilmektedir. Suriye, Libya ve Karabağ’da hava savunma sistemlerine ve diğer yer hedeflerine karşı kullanılan gezen mühimmat önemli bir hava tehdidi olduklarını savaş ortamında kanıtlamıştır.

ELEKTRONİK HARP

Elektronik Harp (EH) teknikleri düşman savaş kabiliyetini azaltmak, etkisiz hale getirmek veya yok etmek amacıyla personele, tesislere veya teçhizata saldırmak için Elektromanyetik (EM) enerjinin, yönlendirilmiş enerjinin veya antiradyasyon silahların kullanılmasını içerir. EM enerjisi kapsamında, bu eylem, karıştırma olarak adlandırılır ve iletişim sistemlerinde (radyo karıştırma) veya radar sistemlerinde (radar karıştırma ve aldatma) gerçekleştirilebilir. Bu, radyo veya radar frekanslarıyla sınırlı değildir, IR, görünür, ultraviyole ve EM spektrumunun daha az kullanılan diğer kısımlarını içerir. Buna kendini koruma, stand-off ve eskort karıştırma ve anti-radyasyon saldırılar dahildir.

Hava savunma sistemlerinin ve füzelerinin ana sensörleri radar ve elektro optik sistemleri olduğu ve haberleşme altyapılarında telsiz kullanıldığı için bu sistemlere karşı taarruzlar bu unsurlar üzerine yoğunlaştırılmıştır. Bu unsurlara karşı yapılan elektronik taarruzlarda sensörlerin köreltilmesi, yanıltılması, duyarlılık seviyelerinin düşürülmesi, ölçüm hatalarının oluşturulması, bir veya birkaç ölçüm parametresinin alınmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Haberleşme unsurlarına karşı yapılan saldırılarda ise hava ve füze savunma sistemi bileşenleri arası iletişimin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.

Hava savunma sistemlerine karşı gerçekleştirilen düşman hava savunmasının sındırılması (suppression of enemy air defences - SEAD) ve düşman hava savunmasının imhası (destruction of enemy air defences - DEAD) taarruzları elektronik harp tekniklerinin kullanımı ile mümkün olabilmektedir. Hava savunma unsurlarına karşı geliştirilen tipik bir saldırı aşağıdaki şekilde resmedilmiştir. Muharip uçakların arkasından hava savunma sistemlerine karıştırma yapan stand off karıştırıcılar ve haberleşme karıştırıcıları hava savunma sistemlerin tespit, takip ve koordinasyon etkinliğini azaltmakta, savunmasız duruma gelen hava sistemlerin unsurlarına karşı ise güdümlü mühimmatlarla veya anti-radyasyon füzeleri ile saldırı gerçekleştirilmektedir. Bazı durumlarda karıştırıcı unsurlar hava savunma sistemlerinin menzilleri içerisine de girerek stand-in karıştırma da yapabilmektedir.

Şekil 9 – Tipik bir DEAD saldırısı

Hava savunma sistemlerine karşı önemli tehditlerden biri de karıştırma veya aldatma yeteneğine sahip dekoylardır. Yüksek adetlerde hava platformlarından bırakılan bu dekoylar uçakların izlerini taklit ederek hava savunma sistemlerinin uyandırılması için kullanılmaktadır. Karıştırma yeteneğine sahip olanlar ise stand-in karıştırma amaçlı kullanılmaktadır. Aldatma yeteneğine sahip MALD ve karıştırma yeteneğine sahip MALD-J, SPEAR ailesi füzelerden harp başlığı ve arayıcı başlık çıkarılarak geliştirilmekte olan hem dekoy hem de karıştırma yeteneğine sahip olacak SPEAR-EW bu konuda bilinen örnekler arasında yer almaktadır.

Hava ve füze savunma sistemlerini tehdit eden önemli elektronik unsurlardan biri de küresel konumlandırma sistemi (KKS) karıştırmasıdır. Taktik sahada KKS karıştırması hem yer unsurlarının konum ve zaman hassasiyetini etkilemekte, yoğun karıştırma ortamında sistemlerin veya mühimmatın KKS verisini almasına engel olmaktadır. Karıştırmaya karşı koyabilmek için çok bantlı KKS alıcılarına ek olarak, çok kanallı hüzme yönlendirme yeteneğine sahip dizi antenlerin kullanılması gerekmektedir.

Yapay zekânın hava platformlarında ve silah sistemlerindeki uygulamaları da hava tehdidinin gelişimini etkileyecek önemli etkenlerden birisi olacaktır. Hava platformlarındaki sensör sistemlerinden elde edilecek yüksek hacimli görüntü ve sinyal verilerinin platform üzerinde işlenmesi, değerlendirilmesi sağlandığında hedeflerin belirlenmesi, tehditlerin algılanıp alternatif çözümlerin belirlenmesi, karar ve reaksiyon süreleri kısalacaktır. Yapay zekânın sürü drone/ SİHA taarruzlarını yönlendirmekte de kullanılması beklenmektedir.

Hava ve füze savunma sistemlerini hedef alabilecek önemli tehditlerden bir diğeri de siber tehditlerdir. IP tabanlı ağ bağlantılarının sistemler üzerinde yaygınlaşması ile gerekli siber saldırı önlemleri alınmadığı durumda sistemlerin bağlı oldukları haberleşme ağları üzerinden siber tehditlerin sistemlere sızması sonucu sisteme geçici veya kalıcı hasar verilebileceği gibi, sistemin silahlarının düşman hedeflere yönlendirilmekten alıkonulması veya dost hedeflerin kendi sistemlerimiz tarafından hedef alınması gibi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

GELİŞEN HAVA TEHDİDİ KARŞISINDA HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİNİN EVRİMİ

HAVA TEHDİDİNE KARŞI HAVA DESTEĞİ

Sayılan pek çok güncel hava tehdidine karşı hava savunma sistemlerinin yalnız olmadığını hatırlamakta fayda var. İnsanlı ve insansız hava platformları yüksek irtifada ve uzak menzilden sensör sistemleri ile tehdit olabilecek uçak ve deniz platformlarını tespit ederek erken ihbar görevini yapmaktadır. En uzak mesafede uzun süre dolanabilecek İHA platformlarındaki pasif elektrooptik sistemler uçak, gemi ve denizaltılardan, karadaki lançerlerden atılan balistik füzeleri ve seyir füzelerini yükselme fazında tespit ederek hava savunma sistemlerine çok kıymetli reaksiyon süresini kazandırabilir. Güvenli veri bağları sayesinde henüz hava savunma sisteminin radarlarının tespit edemediği hedeflere uzun menzilli füzeler ile kooperatif angajman yapılması mümkün olabilmektedir. Savaş uçakları ve yardımcıları muharip SİHA’lar hava tehdidini başlatacak düşman platformların atış menzillerine yaklaşmasını ve yaklaşmakta olan daha uzun menzilli füzeleri önleyerek hava savunmanın ilk katmanını oluşturulabilmektedir.

DAĞITIK MİMARİ VE YER DEĞİŞTİRME

Modern hava savunma sistemlerinde beka kabiliyetini artırmak amacıyla dağıtık mimari tercih edilmektedir. Komuta-kontrol, radar/sensör ve lançerler arazide ayrı konuşlandırılarak güvenli haberleşme kanalları üzerinden iletişimleri sağlanmaktadır. Hava savunma sisteminin ve yerleşiminin angajman sonrası hızlı yer değiştirmelere uygun olması da olmazsa olmaz gereksinimler içinde yer almaktadır. Mobil hava savunma sistemlerinde ise hareket halinde angajman yapabilme kabiliyeti önemli bir avantaj olarak ortaya çıkmaktadır.

GİZLENME/ALDATMA

Hava savunma sistemi ile birlikte sahte komutakontrol, radar ve lançerler de konuşlandırılarak düşman keşif platformlarının yanıltılması, füze ve gezen mühimmatların sahte hedeflere yöneltilmesi sağlanıyor. Sahte hedeflerin RF ve IR izleri de salınarak yanılgı güçlendiriliyor.

Tespit ve Ateş Kontrol Radarları (aktif sensörler) yerine IRST ve pasif Radarların hedef tespiti için, elektrooptik sensörlerin de angajman için öncelikli olarak kullanılabilmesi düşman elektronik destek sistemlerinin ve gezen mühimmatın hava savunma sisteminin yerini tespitini geciktirecektir.

DOYURMA

Sürü drone, silah platformlarının aynı hedefe eş zamanlı olarak her yönden gelecek çok sayıda hassas güdümlü mühimmat, seyir füzesi atma kabiliyetlerinin yaygınlaşması hava savunma sistemlerinin bu tip bir saldırıda mümkün olan en fazla sayıda hedefe angajman yapabilmeye hazır olmasını gerektiriyor. Sensör, haberleşme ve komuta-kontrol işlem kapasitesinin yeterli olması yanında, atışa hazır füze sayısının da yeterli olması, yeniden yüklemenin de en kısa zamanda yapılabilmesi bekleniyor.

HEDEF İLE UYUMLU SİLAH SEÇİMİ

Tüm hedefler için tek tip hava savunma füzesi ile angajman yapmak yerine, doğru teşhis edilen hedefe menzil ve yaklaşım hızına göre farklı tiplerde füze ve silah seçeneklerinin kullanılabilmesi taktik ve lojistik avantajları sebebiyle tercih edilmektedir. Drone sürüsü gibi çok sayıda küçük hedeflere karşı daha yakın menzilde seri atımlı hava savunma topları, lazer ve yüksek güçlü mikrodalga gibi yönlendirilmiş enerji silahları ile angajman yapılması maliyet etkin bir hava savunma ortaya çıkaracaktır.

ELEKTRONİK HARP

Hava savunma sistemi ile entegre elektronik harp unsurları ile yaklaşmakta olan güdümlü füze ve bombaların güdüm/kontrol çevrimlerinin engellenmesi, RF arayıcı başlık, radar altimetre ve yaklaşma tapası gibi sensör sistemlerinin yanıltılması/köreltilmesi ile hava savunma sistemlerine aynı anda birden fazla hedefe de angaje olabilen maliyet etkin soft-kill kabiliyeti kazandırılabilmektedir.

HAVA SAVUNMA İÇİN YAPAY ZEKÂ

Kısa menzilde çıkan (pop-up) hedefler, çok hızlı yaklaşan hedefler ve her yönden beliren sürü drone hedefler operatörlerin kısa zamanda kavrama ve karar verme yeteneklerini zorlayacaktır. Komuta kontrolde yapay zekâ ve makina öğrenmesi teknikleri kullanılarak operatörlere kısa zamanda doğru kararları vermelerini sağlayacak çözümler sunulabilmelidir.

KATMANLI VE ENTEGRE HAVA SAVUNMA MİMARİSİ

Hava savunma sistemlerini sensörlerinin tespit, hava savunma füzelerinin de angajman menzillerini eşleştirerek sınıflandırdığımızda, savunma görev sorumluluklarını merkezden uzaklaşan iç içe geçmiş dairelerle sınırlandırabileceğimiz katmanlı bir hava savunma mimarisinden bahsedebiliriz.

Güncel hava tehditleri katmanlı ve entegre bir hava savunma mimarisi için çözüm bekleyen yeni problemler sunmaktadır:

Hızla yaklaşan İHA/elektronik harp platformları etkin karıştırma (stand-in karıştırıcı) yaparak sensör tespit ve takip halkalarını küçültebiliyor, düşük izlenebilirlik özelliğine sahip uçak ve seyir füzeleri tespit edilmeden sensör tespit ve takip halkalarını geçebilmekte, yüksek hızla seyredebilen hipersonik/süpersonik füzeler tespit/karar sürecini kısalttıkları için angajman pencereleri küçülmekte, alçak irtifada yaklaşabilen seyir füzeleri, jet itkili SİHA’lar, drone sürüleri ve kamikaze drone’lar çok geç tespit edilebildikleri için hem sensör halkalarını hem de angajman pencerelerini küçültmektedir. Çok daha uzakta tespit etmeye çalıştığımız düşük RKA değerine sahip pek çok hedef artık çok yakınımızda ve maliyetleri atacağınız füzeden çok daha ucuz hale gelmektedir. Rus uzun menzilli hava savunma sistemleri bu meydan okumaya, güncel hava tehditlerinin avantajlarını azaltacak ilave sensörler, farklı angajman kabiliyetlerine sahip füzeleri, gelişmiş sensör ve komuta-kontrol kabiliyetleri ile MANPADS’e varıncaya kadar tüm halkaların silahlarını bir arada kullanarak karşı koymaya çalışmaktadır. ABD Silahlı Kuvvetleri ise ağ tabanlı bir mimaride sensör ve silahların ortak ve verimli kullanılmasını hedefleyen yeni bir hava ve füze savunma mimarisine geçmektedir. Daha yakın menzillerde çok sayıda düşük maliyetli füze ile angajman yapabilecek, lazer silahları ve seri atışlı hava savunma topları ile entegre sistemleri geliştirmek için bir yarış olduğu izleniyor.

Hava tehdidinin gelişimi ile birlikte hava savunmayı değerlendirdiğimizde, saldırıyı başlamadan önlemenin, silah platformlarını füze ve hassas güdümlü mühimmat atma menzillerine yaklaştırmamanın, okçuyu vurmanın hava savunma sistemlerinin sağlayacağı korumadan daha etkili ve daha az maliyetli olacağı öngörülebilir. Tehdidi oluşturacak füzelerin atıldığını, uçakların, SİHA’ların, sürü drone’ların yaklaştığını tespit ederek hava savunma sistemlerini erkenden uyarabilmek de savunmaya çok kıymetli hazırlık sürelerini kazandıracaktır.

Hava tehdidi tarafından bakıldığında hava savunmanın önlenmesi ve yok edilmesi (SEAD/ DEAD) tabakalar halinde sıyrılacak bir problem olarak görülmemekte, hava savunmanın bir halı gibi dürülüp kaldırılması (roll-back) hedeflenmektedir. Düşük izlenebilirlik, katlanan yaklaşma hızı, insansız ve feda edilebilir platformların başarısı, artık düşük maliyetle çok sayıda silahla etkin saldırı yapılabilmesi gibi güncel tehdidi güçlendiren sebepler savunma tarafında da yeni bir değerlendirme ile yeni tedbirlerin alınmasını gerektiriyor. Sensör sistemlerinin geliştirilmesi, farklı sensörlerden gelen hacimli bilgilerin füzyonu, daha yakın menzilde eş zamanlı olarak çok sayıda angajman yapabilecek, katlanılabilir maliyette kinetik/kinetik olmayan silah sistemlerinin geliştirilmesi, kısalacak tespit/karar zincirinde yapay zekâ tabanlı destek araçlarının ve otonom görev yapabilecek sistemlerin geliştirilmesi, herhangi bir silahı herhangi bir sensör verisi ile kullanabilecek ağ tabanlı yeni hava savunma sistemlerinin yol haritasını şekillendirecektir.

Son Eklenen Haberler